06 Kasım 2008


*
*
VE AŞK BİTMEZ...

Uzman aşk ve aşık terbiyecileri, düzinelerce kitap yazadursunlar, bizzat tecrübeyle sabit bir şey var ki o da Aşkın ömrünün 3 yıl olmadığıdır... 

Aşk ilişkileri zordur, ayağımız tökezliyor bazen, ama sıkıca birbirimize tutunuyoruz.

6 Kasım 2005'te başlayan bu aşkı bana yaşatıyor olduğu için sevgili sevgilim Gaykedi'ye teşekkür ediyorum... Tüm sevgilileri, Tanrı korusun... NaKHaR

04 Kasım 2008



*
İÇİMDEKİ TINILAR - 12

Bu haftayı klasik bir esere ayıralım dedim, ben dinlerken kalp atışlarım hızlanıyor, Bryn Terfel'den "Ode to Joy" diyorum...

Sanatçı bas bariton sesini çok mükemmel kullanıyor, 9 kasımdaki doğum gününü de şimdiden kutlamış olayım izninizle...

Eseri şuradan dinleyebilir beğenirseniz indirebilirsiniz... N

02 Kasım 2008


OYNANMAMIŞ OYUNLARIM - II


- GELİŞME -

Gecikmiş Söylenceler 

Halit: Şimdi söyler misin bana nasıl beklemeyeyim Yusuf'umun aramasını? Sen bile Nazlı aradığında nasıl heyecanlanıyorsun, her defasında elin ayağın birbirine dolanıyor, sanki bastonsuz koşuyormuşsun gibi uçarak telefona yapışıyorsun, Senin bu halini gördükçe kendime acıyorum...

(Biraz bekler cevap gelmediğini görünce aklına gelmiş gibi silkelenir ve devam eder)

Haa senin damattan hiç bahsetmedin bana, nasıl biri? Nazlı'yı her görüşümde gelinim diye sarılasım gelir, O da beni senden ayırmıyor sağolsun... Ahh ah...

Ethem: Benim kızım senin kızın dayılır, ama damadımdan şimdilik bahsetme sırası değil, zamanı gelince görüp kendi notunu verirsin...

H: Eh hadi bakalım görürüz inşallah, ne zamanıysa, bakalım bu taşın altından neler çıkacak...

(Ethem tebessüm eder ve konuyu değiştirmeye çalışarak)

E: Hadi boğaza doğru çıkalım biraz naz yapma, eskiden olduğu gibi denize karşı balık keyfi yaparız biraz.

H: Olmaz! hem perhizde olduğunu ne de çabuk unuttun, balık yasak sana alimallah.

E: Seni şu Yakup gibi Yusuf buhranından kurtarayım da, bir günlüğüne yapmayıveririm canım şu perhizi, ne olacak vücudum balığın kokusunu alana kadar ben çoktan sindirmiş olurum.. (Kahkaha atar)

H: Neyse olmaz dedim zaten. Hem neyimize denize nazır balık yemek, herşeyi bıraktığımız gibi mi sanıyorsun, 5 yıl oldu şu evden çıkmayalı, Yollar değişti, İnsanlardan kaldırımda adım atamıyorlarmış, (elindeki gazeteyi göstererek) ne var ne yok şu kağıt parçasından öğreniyoruz işte...

E: Sen bilirsin, sinema tiyatro desem ona da bir kulp bulacaksın hiç karıştırmayayım kös kös oturalım.

*

*

*

*

H: Eskidendi onlar muhterem, şimdi heryer insan, hem o olmadı heryer mahrem kaynıyor iki gözüm, birini görür Nazan'ıma (Halit'in rehmetli eşi) benziyor diye peşinden gitmeye korkarım... Hala ellerimle gömmesem öldüğüne inancım yok... 

Ne demişler "Sen git, cesedin gelsin! Yüreğime hüzün versin!" 

Aynı bu şiir gibi komşuya diye gitti, gidiş o gidiş.. Meğer komşuda gaz kaçağı varmış, o zamanlar şimdiki gibi doğalgaz neyim de yok tabii tüp kullanıyoruz, Komşu kadın çay demlemeye girmiş mutfağa burnu da koku almazmış rahmetlinin... Yak sen kibriti evin içini ateş almış, Nazan'ımda çıkamadı içerden komşu kadın da... Yusuf'um o zamanlar 15'indeydi 5 dakka önce sokağa çıkmış olmasa hayatım sönerdi muhterem.. sen de yanımdaydın işte o zaman biliyorsun herşeyi...

E: (derin bir nefes alır) Bilmez miyim Halit bey bilmez miyim? yanan ev bizimdi ya.

H: Evet öyleydi ya, boşver muhterem hatırlatma...

E: Ahh ah! Sonra senin Yusuf seni suçladıydı "annemi oraya bilerek gönderdin" diye. Yasemin'e (Ethem'in rahmetli eşi) o kadar söyledimdi bir gün kaza gelecek başımıza diye. "Birşey olmaz Ethem beyciğim" derdi. Ama oldu işte, Dayısı geldi aldı Yusuf'u hep doldurdular Öz dayısı ama ne hayır gelir "annenin katili babandır" denir mi? 15 yaşında çocuk ne bilsin... O gün bugündür aramadı işte, aramak istese aramaz mı gelmek istese gelmez mi?

(Halit sözünü keser)

Halit: Kurban olayım sus! Yeter bu kadar yaramızı deştiğimiz! Ha sizin ev ha bizim olan olmuş artık. Hüzünlendik gene, sorsam "soğan soydum" diyeceksin..

Ethem: Gözleri kan çanağı olan sensin asıl, ben seni şimdi eğlendiririm

(Radyoya doğru ilerler, tam açacakken Halit engeller)

H: Kapat muhterem açma, ne gereği var hüznümüzü de dağıtmanın, bırak bir derli toplu o kalsın, zaten yeterince dağınık etrafımızdakiler, düşündüklerimiz, ruhumuz herşey...

E: Haklısın da şimdi... neyse ya boşver!

H: Söyle söyle, neyimiz var birbirimizden saklı, neyimiz kaldı...

E: Şimdi diyorum ki, böyle kederlenip durmanın ne gereği var, 15 yıldır ne hayrını gördün üzülmenin hastalıktan başka? Şimdi nasıl olsa biliyoruz senin oğlanın telefonunu, arayıverelim, anlatalım herşeyi, o gün o yangına benim sebep olduğumu, ne kaybedersin ki bundan gayrı, hiç birşey...

H: Yoook yok istemem, yüzüme kapatmasından korkarım, katil diye bağırmasından... NaKHaR

Devamı Vaaarr Son bölüm bir hafta sonra 

31 Ekim 2008

.



DEVLETİN OROSPULARI

İki dilim ekmek diye
Yırtınırken kimileri,
İki dilim arasına türban sürüp,
Durmadan çiğniyordu ağzında
Devletin ballı orospuları…

Gözlerini kapatıp,
Körü körüne inanıyordu kimileri.
Sıçtığı veledinin bile,
İnanmadığı yalanlara…

Kah bal çalınıyordu ağızlarına,
Arada kalmış zavallıların.
Kah üzüm tanesi tıkılıyordu…
Ya da bilemedin
Sırtlarına incecik bir urba takılıyordu...

Göz boyuyordu devletin orospuları.
Nice mabetlerde,
Ön saflar onlara ayrılırken…
Ve nice dindarcıkların gözü,
Bu orospulara takılıyordu.

Akılları sevişiyordu birbirleriyle
Mabette biat yalan oluyordu

Kimse konuşmadığından,
Kimsenin ipliği pazara çıkmıyordu…

Şaka gibi gerçekler vardı tabağımızda,
Durmadan sindiriyorduk önümüze sürülenleri…
Kundaktaki piçleri çoğalıyordu orospuların
Anavatanı kan ağlayan
Hemen hareme alınıyordu

Ve kusmak için bekliyordu kimileri,
Fırtına öncesi gibi
Sessiz sakin yaşıyordu nefretini…

NaKHaR - İstanbul - 30.10.2008

28 Ekim 2008




HAYATIMA BİLMEDEN YÖN VERENLER - II


Hüseyin Hoca;

Tombul, kırmızı yanaklı, ön dişleri hafif aralık, kaşları dağınık, saçları seyrek, bildiğin noel baba gibidir...

Ortaokulda Türkçe öğretmenimdi, Edebiyat aşkını, düzenlediği kitap okuma ve şiir yarışmaları sayesinde aldım, Onun sayesinde Tiyatroya merak saldım ve ilk oyunumu onun sayesinde oynadım...

4x4 lük derler ya öyle bir öğretmendir... Bazen arkadaşlarımla şehirde dolaşırken görürüm, ayaküstü olmadı, bir çay içimliği kadar oturduğumuz kafede laflarız... Hiç öğüt vermez, ne yapmayı düşündüğünüzü sorar, kendi yorumunu getirir ve sonucunu size bırakır... Emekliliği gelmiş, ama öğretmenliği bırakamamış biri...

Soyadını hatırlayamadığım için üzgünüm... NaKHaR