14 Ağustos 2014



DENGE

“Bitti!” dedim.
Sustu ve güldü: “Canın Sağolsun!”
Sağlam gibiydi, dimdik ve mağrur!
Biliyordum, defalarca kırılıp yapıştırılmıştı o…
Durup, durup ağlardı.
Gözünden bir damla yaş gelir, dudaklarıma damlatırdı.

“Bitti!” dedim.
Güldü ve sustu: “Saçmalama!”
Provası defalarca alınmış bir oyunu izliyor gibiydik,
Ben oyuncuydum, o seyirci kalıyordu gerçeklerime.
Papuç bırakmıyordu, ağlamıyordu, beyaz atını salıvermiş,
Peşimden dörtnala koşmuyordu!
Önümde uzayan o labirente girdim ben.
Kolumda ısırık izi, ruhum delik deşik!
Aklım konuşuyordu, kalbim aklıma şaşıyordu.

“Bitti!” dedim.
Güldü ve sustu…N

12 Ağustos 2014



KÖSTEBEK

En iyi ben bilirim virüsü kapar da insan
Biri çıkar; siker atar.
“Değişmem ben!” diyeni de değiştirir,
“Senden adam olmaz” dediğini de adam eder zaman
Aşk uğruna debelenen bilir…

Her insan köstebektir biraz,
İlla da birinin gözüne, kalbine, bittabi içine girecektir.
Aşk, at gözlüğü gibidir bakar, kör olursun, 
Olduğun yerde eşelenir durursun!
Aşk bildiğin at olmaktır işte!
Öyleyse gocunma, biri gelip üstüne binecektir!
Sen onu tepeleyeceksindir, o sırtından düşecektir.
Her insan birinin kamburudur işte!

Bir bakmışsın kalbinde yeni bir yumru,
Biri o boşluğa çabucak çöreklenmiştir.


İnsan umduğunu değil, bulduğunu sevecektir…N

07 Ağustos 2014



FAYDALI BİLGİLER - 5

Kedi-Köpek Tüyleri Nasıl Temizlenir?



Evde kedi köpek besleyenler için ki ben onlardan biriyim, gün aşırı evin her yeri kıl içinde kalır kimimiz buna evde beslediğimiz dostlarımıza kıyafet giydirerek, koltukların üzerine örtü sermekle aşmaya çalışsak da pek başarılı olduğumuz söylenemez. Bunun en kısa yolu marketlerde satılan plastik eldivenlerden alıyoruz. Elimize geçirip eldiveni hafif ıslatıyoruz ve koltuğu elimizle siliyoruz. Koltuklar mis gibi oluyor… Yerleri silerken paspasın kıl içinde kalmaması için ise yerleri hafif ıslatıyoruz. Çek-pas ile yerleri önce çekiyoruz. Sonrasında ise bildiğiniz şekilde yerleri paspaslayabilirsiniz. Ev mis gibi oluyor. Bilinen yapışkanlı rulolar pek işe yaramıyor, koli bandı ise çok yorucu... Bir sürü ürün var internette, 100'lük Beybi marka plastik eldiven alın 10-20 TL arası bir fiyatı var, yukarıda dediklerimi uygulayın :) Kedinizi haftada bir fırçalamayı unutmayın tabi! :) N

04 Ağustos 2014



SKANDAL AİLESİ - 31

-Eniştemin Listesi-


Boğucu bir yaz akşamı, ailece çıktığımız sahil yürüyüşünden sonra çay bahçelerinden birine oturduk çay içiyoruz… Saatler geçiyor,  evlere dağılma vakti geliyor, küçük eniştem çıkageliyor: “Durun nereye, bir iki sohbet edelim” diyor.

Hafta sonu keyfince içer, içti mi saatlerce konuşur, araya es vermez, hızlı konuşur, çakılı kalırsınız karşısında… Yine içmiş! Konuşacak besbelli… Konu dönüyor dolaşıyor ve tirad başlıyor:

“Cebimde liste taşıyorum, aha şuradan kalkmak nasip olmasın, bu listedeki herkesi 2 yıl 15 gün sonra, özel bir davetiyeyle bir otobüse doldurup, şarampole yuvarlayacağım.” Aklımıza, “Listede kimler var?” Sorusu takılıyor. Kimler yok ki babası, annesi, amcası, yengesi (burada duraksıyor)… listenin büyük çoğunluğu kendi akrabası, arkadaşları, bizim aileden abimler…  var da var!

Kalkmak üzereyiz… Eniştem yanımızdan kısa süreliğine ayrılıyor, aynı anda masadaki yeğenim küçük ablama dönüp “Yengem! dediğinde bi duraksadı teyze, ne yapmışlar acaba?” dedi. Ablam da anlattı: “Enişten 10 yaşındayken, hem sabıkalı, hem de hasta olan amcası, bunların arsasına giren bir adamı vurmuş, öldürmüş! Kayınpederimin sabıkası yokmuş, az ceza alır diye suçu üstlenmiş. Abisine “Ağabey, suçu üstlenirim ama bu çocuk sana emanet, kenarda şu kadar param var, alın masrafı çıkarsa karşılarsınız, okulu aksamasın!” diye şart koşmuş. Yengesi olacak kadın-enişteniz daha 10 yaşında çocuk- sabahları sopayla bacaklarına vurarak uyandırır, çalışmaya gönderir, parasını elinden alıp, onun eğitimi için babasının verdiği parayı da kendi çocuklarına harcamış. Enişten 5-6 ay sonra evden kaçmış! Mezarlıklarda uyumuş, kışın tepesine muşamba kapatıp uyumuş, aklının bir kısmını o zamanlar yitirmiş! İçince o listeyi çıkarır, anlatır anlatır, ağlaya ağlaya uyur! Çok konuşur ama karıncayı incitmez benim kocam!” dedi

Az kalsın ben ağlayacaktım, bir yumru oturdu boğazıma, o sıra eniştem geldi tüm neşesiyle! Baktım yüzüne…

Bir insan ne kadar da acı gizler neşesinde! N

29 Temmuz 2014

 


TEKNE KAZINTISI


Acılarımız hâlâ taze, biz henüz büyümüş hissediyorduk… Büyüdükçe biz, ölümlerimiz de hayata kattığımız yaşamlar gibi artarak çoğalıyordu. İlk kez bu bayram öncesi “tek başıma” arife günü babamı yalnız ziyaret etme fırsatı buldum. Yıllara yayılan birikmiş ve bastırılmış tüm hislerimle: Henüz hayatımın başında terk etmiş olmasına kızgınlığım. Tam baba-oğuldan öte arkadaş olacak zaman bırakıp gitmiş olmasına kırgınlığım; diğer aile bireylerinin onun gidişini yanı başlarındaki eşleri ve çocuklarıyla kolayca atlatabilirken yalnız kalmış olmaya içerleyişim. Annemin zaman zaman kızıp “Hortlayasıca!” zaman zaman özlemle “Yanımda olsaydı!” şeklinde ortaya çıkan değişken duygularına karşı, içimdeki onca anlam karmaşası içinde mezarlığın arasında -babama doğru- yürüyordum!

Yürüyorum, yalnızım ve giderek güçsüzleşiyor, ayaklarım asfalta yapışıyor, dizlerim titriyor, yutkunuyorum, gözlerim doluyor, kendimi toparlıyorum “Hayır ağlayamam, şimdi olmaz!” Yürüyorum yol uzuyor, ben bir adım atıyorum, babam iki adım uzağıma düşüyor mesafe açılıyor! İnsanları izliyorum kovalara su dolduranlar, ellerinde dua kitapları taşıyanlar…

Ben ne su götürüyorum babama, ne okuyacak bir dua biliyorum, pardon pardon hatırlıyorum: aklıma bir dua geliyor…

Sonunda ulaşıyorum… Başını kaldır diyorum içimden sağ tarafıma bakıyorum Körfez ayaklarımın altında! “Ne de severdin sen denize nazır evleri!” Denize nazır bir mezar babamınki…

Mezar taşındaki ismi yabancılaşıyor: “Babamın ismi neydi?” Dur işte orada! Yolun hemen kıyısında… Yutkunuyorum! Hayır, hayır, hayır…


 


İçimden selam verip ayak ucuna oturuyorum, gözlerimden yaşlar akıyor, ellerimle otları koparıyorum, dua bitiminde amin der gibi gözlerimi siliyorum, siliyorum ağlıyorum. Sahne ışıkları hep daha çok ağlayanlarda olduğundan ben hiç ağlamamıştım ki! Kimdi onlar? Benden rol çalanlar kimdi? Babamı hiç sevmeyenler onlar değil miydi, anlamayanlar?

Hiç ağlamadığım şekilde ağlıyorum, hiç dokunmadığım gibi dokunuyorum toprağına, ellerime otlar batıyor koparıyorum, onların acısına mı babamın acısına mı ağlıyorum birbirine karışıyor her şey!

Küçük bir taş alıp, birkaç gün önce yağmış yağmurun yumuşattığı toprağı eşeliyorum, sonra daha büyük sivri bir taş bulup daha çok temas ediyorum toprağına! “Ah bi su kabım olsaydı.” diyorum. O sırada iki küçük çocuk “Çapa yapalım mı ağabey? Gönlünden ne koparsa!” diyorlar. "Tamam yapın" diyorum. Biri alelacele elindeki kazmayı vurup toprağı eşeliyor, diğeri sağa sola bidonla su döküyor…

“Sadece çapa yapın, suyu bana bırakın” diyorum. Onlar gidince, tuttuğum gözyaşlarımı yeniden bırakıveriyorum… Mezarının dört bir tarafını yavaşça yıkıyorum… -O gün hastanede insanlar onu yıkarken dokunamamış olmanın tüm özlemiyle!- hıçkırıklarım arasından “Çok yalnızım” çıkıveriyor!  Bir dua ediyor ve ayrılıyorum…

Geri dönüş yolunda “Benim asi oğlum beni ziyarete gelmiş, bak komşu bu benim tekne kazıntısı!” dediği, hastanede son gördüğüm günkü sözleri beynimde yankılanıyor… N