ANKA
Aklımda kırk
tilki, kırkının kuyruğu değmiyor birbirine. Birçoğunuz aynı durumdasınız
biliyorum. Ben de savruldum biraz, hırpalandım, tükendim. Dip nerede bilmiyorum
ama sanırım gördüm, gördük hep birlikte.
Aile çoğaldı.
Evlenen yeğenlerim birer ikişer anne-baba bile oldular. Her koyun kendi
bacağından misali onları çoğunlukla kendi hâline bıraktım.
Bize gelince;
her iki tarafın ailesinin bildiği, aynı evin içinde bir de köpekle çekirdek aile
olduğumuz bir dönem yaşadık. İnsan Atlas gibi, sırtında kendi dünyasının yükünü
taşıyor zaten. Kendi sorunlarını bireysel olarak çözmeye çabalıyor. Ayakları bulunduğu
yere kök saldıkça kendi yükünü hafifletip bir çınara dönüşüyor bazen. Gölge
eden, koruyan. Korumayı biraz abartınca da iş çığırından çıkabiliyor ne yazık
ki.
Bizde de böyle
oldu. Konuşan, sorgulayan, anlamaya çalışan, anlamayınca öfkelenen, öfkelendikçe
karşı tarafa ama en çok da kendisine zarar veren biri hâline dönüşüyor insan.
Bu iç içe geçmişliği, bu bağlantıları, köprüleri yıkıp zararın neresinden dönebilirim
diye düşünmekten kendimi bir türlü alamadım. “Neden, Nasıl, Niçin, Niye?” Tüm
bu sorularım cevapsız kaldıkça yalnızlaştım. Eli, kolu, gözü, kulağı olduğunuz
birini öylece bırakamıyorsunuz. Ne zaman ki akıl ve beden sağlığınızı yitirmeye
başladığınızı hissediyorsunuz. İşte orası, zurnanın zırt dediği yer oluyor.
2019 Baharında kendimi mecazi
anlamda yaktım. Ellerimi açıp, avuç içlerimdeki tek şeyin kendi tırnak izlerim
olduğunu fark ettiğimde, bir Anka gibi yeniden doğmaktan başka bir seçeneğim olmadığını anladım.
Kapıyı arkamdan çarpmadım hayır. Usulca çektim.
Evrenin bir şekilde bizi bağladığı
aile bağlarımız vardı. Bekledim, aylar geçti. Kendimi toprağa verdim. Ektim,
biçtim, az yedim, doydum. İşe gitmek zorundaydım, gittim. Kendimi düşüncelerimle
yalnız bırakmadım. Ailem, arkadaşlarım, onun ailesi. Kaybettiğim sağlığımı geri
kazanmaya, basit şeyler öğrenmeye odaklandım. Belki gelir diye bekledim
gelmedi. Arar dedim aramadı. Canı sağ olsundu. Beklediğimi düşündüğü değişimleri
göstermek için hazır hissetmiyordu belki de.
2020 Baharında dünyayı kasıp kavuran
salgınla, düzenlerimiz de değişti. Bir yıldır evden çalışıyorum. Vaktim olsa da
şunu da yapsam dediğim ev içi aktiviteler üretmekle geçiriyorum zamanı. Karton
bardakta domates, biber fidesi yetiştirmekle, evde ekmek yapmakla / yemek
hazırlamakla uğraşıyorum işten vakit buldukça. Zaman zaman boyama, temizlik,
tamirat derken daha önce nasıl zaman geçirdiğimi unutuyorum.
Uzun lafın kısası diyorum ya
hepimizin bir girdabın içindeyiz. Hababam debelenip duruyoruz. Ama yaşıyoruz be,
yaşıyoruz. Biri kapıyı çalacak, arayacak diye değil de o kapı zaten bir gün çalacak.
O zamana kadar geçen süreyi iyi değerlendirmeye çalışıyoruz.
Öfkenizden sıyrılın, gündemden
uzaklaşın. Kendinize, bugün ben ne yapmak istiyorum tek başıma, diye cevabına çok
da yabancı olmadığınız hatta cevabını bildiğiniz sorular sorun. Ve bir yerden başlayın. Olmazsa
yeniden deneyin. Kendinizi yakıp toprağa verin gitsin. Anka gibi yeniden doğmak için.
Sahi, siz nasılsınız? N