10 Kasım 2008




OYNANMAMIŞ OYUNLARIM - III


- SONUÇ-


Gecikmiş Söylenceler 
Ethem: Böyle beklemek daha mı iyi sanıyorsun Halit Bey?

Halit: Ne yapayım onca sene beklemişim, şimdi de beklesem ne olur ki?

E: O zaman dediğimi yapıp boğaza doğru bir gezinelim ha..

H: Bugün olmaz!

E: Bugün olmaz yarın olmaz, ne zaman ha ne zaman? Ne zaman geleceğiz kendimize Halit, ne zaman anlayacağız üzülmenin fayda vermediğini, şu yanan mumlar misali erimekteyiz...

H: Birşey olmaaaz, o senin hüsn-ü kuruntun, bak şu kuşa 15 sene geçti öldü mü ki? O bile ölmediyse biz hep yaşarız muhterem haksız mıyım allasen?

E: O bu evin kaçıncı kuşu bilir misin?

(Halit şaşkınlıkla Ethem'e bakmaktadır, Ethem kaldığı yerden devam eder)

Bilemezsin tabii sen de 7 ben diyeyim 8 her güz mevsimi biri ölüyor zahir, çok değil birkaç ay sonra bu garibi de kaybederiz.

H: Ne diyorsun sen muhterem bir o kalmıştı Nazan'ımdan yadigar, demek o da çoktan ben terketmiş de haberim yok...

E:Yaa öyle işte, ölümsüzlük biz canlıların kalıbı değil, baksana halimize birer ayağımız çukurda, öteki zaten baston olmuş, ha bugün ha yarın geliverir Azrail dediğin. Sırf üzülmeyesin diye yaptımdı...
*
*

(Halit düşünceli düşünceli tekrarlar)

H: Demek o da bıraktı beni ha? Bir sen varsın Ethem eskimemiş, bana sırtını dönmemiş...

E: Benden yana korkun olmasın, ama sen böyle somurtursan önden gidersin demedi deme.

H: Yok daha neler, neyimiz var muhterem?

E: Amaan boşver bunları!

H: Vallahi içime bir sıkıntı düştü...

E: Tövbe de muhterem.

H: Yok yok, gazetedeki habere bakıyorum, Adamın biri yıllardır kayıp olan çocuğuna kavuşmuş.

E: Hadi darısı senin başına, bir bakıyorsun senin Yusuf da aklına dank eder gelir bir gün, Hadi kalk hava alalım azıcık...

H: Başka bir gün çıkarız söz, şimdi olmaz ama...

(Ethem birden sinirlenir ve Halit'i şaşırtır)

E: Yeter! bu kasvetli ev bizi yutuyor anlamıyor musun? Hiçbir şey bıraktığımız gibi elbet durmayacak, suya çamura mazeret buluyorsun, İnsanlardan korkuyorsun sen, bazen benden bile, Şu nalet gazetenin arkasına saklanıp saatlerce ağladığını da biliyorum, ama nafile acı çekmeyi seviyorsun sen, tıpkı o gün olduğu gibi...

(Halit'in gözleri dolar, sesi titreyerek)

H: Yeter!

E: Yetmez!

H: Lütfen kes artık!

E: Kesmeyeceğim! Bu işten sıkıldım artık, adım attığın heryerde kasvet, ışık yerine mum, kuşlar neden ölüyor sanıyorsun? Pencerelere bile kilit vurdun, boğuluyoruz... Tımarhanedeyiz seninle biz, tam bir delisin anlıyor musun?

(Ethem'in sesi boğuklaşır ve istemeyerek son sözünü söyler)

....Senden nefret ediyorum!
*
*
*
*
H: Bu kadar mı? döktün mü eteğindeki taşların hepsini? Şimdi beni dinle!

(Ethem yenildiğini hissederek belli belirsiz bir sesle)

E: Evet?

H: O gün evden çıkarken gazı sen açık bıraktın!

E: Hayır...

H: Evet, sinirliydin, karnın açtı, dolaptan yemeği çıkardın ama tüpü yakacak bir tek kibrit bulamadın, o sinirle odaya girip, Nazan'ımı görünce Yasemin'e de birşey söyleyemedin "Ben çıkıyorum" dan başka!

E: Hayır...

H:Bunları sen anlattın bana, dün gibi aklımda hepsi, evden çıktın! Tüp aklına geldi açık bırakmıştın, durmadın! Yasemin'in burnu koku almazdı onu da unuttun! Yalan mı söyle?

(Ethem başını önüne eğer, Halit devam etmektedir)

H: Patlamadan sonra yanıma geldin unuttun mu? Yine aynı şekilde dinledim olanları, olanla ölenin önüne geçemedim, çok geçti, patlamaya sen sebep oldun!

(Ethem hıçkırıklar içinde yalvarırcasına konuşur)

E: Yeter! Lütfen!

H: Kendime geldiğimde artık yalnızdık, oğlumu dayısıyla gönderdim, sırf kimseyi kötü bilmesin diye, ama beni kötü belledi... Neyse boşver şimdi bunları, şimdi ikimizde kendimizi kandırmaya devam edeceğiz! Ben yine gazete okuyacağım, sen de ne canın çekiyorsa onu yap, ama asla dostluğumuzdan şüphe etme, Bu konu...

(Yutkunur...)

...burda kapanmıştır.

(Ethem kuş kafesinin yanında sırtı Halit'e dönük dalgın bir şekilde kuşla konuşmaktadır)

E: Şimdi söz verdiğim için konuşamadım desem kızar mı bana dersin? Söylesem mi Nazlı'mla Yusuf'unun evlendiğini? Yoldalar desem, geliyorlar desem? Onca yıl sonra bunları sakladığım için beni affet desem affeder mi ne dersin? 

(kuş hiç olmadık şekilde deli gibi şakımaktadır, Ethem arkasını döner, Halit üstünde ters tuttuğu gazetesi, elinde hala yanmakta olan sigarası, ölmüştür... Ethem feryad eder)

E: Haliiiiittt!

(Perde kapanırken kapı zili duyulur)

(Dış ses)


-Gelenler Nazlı, Yusuf ve çocuklarıydı, ama çok geç kalmışlardı... SON... NaKHaR


08 Kasım 2008


*
*
SONSUZA DEK KORU BENİ

8 Kasım 2004'te son nefesini verirken yanında olamadığım babam'ın ölümünün bugün 4. sene-i devriyesi..

Geçen gün, bir toplu taşımanın penceresine yaslanıp gözlerim gecenin karanlığına daldığında, pencerenin içeriyi gösteren akislerinde kır saçlarıyla babamı gördüm, yanımdaydı, hızlıca dönüp hayretle baktım, bakakaldım... yansımalar beni aldatmıştı...

Kasım ayı getirdikleriyle de, götürdükleriyle de, hem acı, hem tatlı bir aydır benim için... NaKHaR


06 Kasım 2008


*
*
VE AŞK BİTMEZ...

Uzman aşk ve aşık terbiyecileri, düzinelerce kitap yazadursunlar, bizzat tecrübeyle sabit bir şey var ki o da Aşkın ömrünün 3 yıl olmadığıdır... 

Aşk ilişkileri zordur, ayağımız tökezliyor bazen, ama sıkıca birbirimize tutunuyoruz.

6 Kasım 2005'te başlayan bu aşkı bana yaşatıyor olduğu için sevgili sevgilim Gaykedi'ye teşekkür ediyorum... Tüm sevgilileri, Tanrı korusun... NaKHaR

04 Kasım 2008



*
İÇİMDEKİ TINILAR - 12

Bu haftayı klasik bir esere ayıralım dedim, ben dinlerken kalp atışlarım hızlanıyor, Bryn Terfel'den "Ode to Joy" diyorum...

Sanatçı bas bariton sesini çok mükemmel kullanıyor, 9 kasımdaki doğum gününü de şimdiden kutlamış olayım izninizle...

Eseri şuradan dinleyebilir beğenirseniz indirebilirsiniz... N

02 Kasım 2008


OYNANMAMIŞ OYUNLARIM - II


- GELİŞME -

Gecikmiş Söylenceler 

Halit: Şimdi söyler misin bana nasıl beklemeyeyim Yusuf'umun aramasını? Sen bile Nazlı aradığında nasıl heyecanlanıyorsun, her defasında elin ayağın birbirine dolanıyor, sanki bastonsuz koşuyormuşsun gibi uçarak telefona yapışıyorsun, Senin bu halini gördükçe kendime acıyorum...

(Biraz bekler cevap gelmediğini görünce aklına gelmiş gibi silkelenir ve devam eder)

Haa senin damattan hiç bahsetmedin bana, nasıl biri? Nazlı'yı her görüşümde gelinim diye sarılasım gelir, O da beni senden ayırmıyor sağolsun... Ahh ah...

Ethem: Benim kızım senin kızın dayılır, ama damadımdan şimdilik bahsetme sırası değil, zamanı gelince görüp kendi notunu verirsin...

H: Eh hadi bakalım görürüz inşallah, ne zamanıysa, bakalım bu taşın altından neler çıkacak...

(Ethem tebessüm eder ve konuyu değiştirmeye çalışarak)

E: Hadi boğaza doğru çıkalım biraz naz yapma, eskiden olduğu gibi denize karşı balık keyfi yaparız biraz.

H: Olmaz! hem perhizde olduğunu ne de çabuk unuttun, balık yasak sana alimallah.

E: Seni şu Yakup gibi Yusuf buhranından kurtarayım da, bir günlüğüne yapmayıveririm canım şu perhizi, ne olacak vücudum balığın kokusunu alana kadar ben çoktan sindirmiş olurum.. (Kahkaha atar)

H: Neyse olmaz dedim zaten. Hem neyimize denize nazır balık yemek, herşeyi bıraktığımız gibi mi sanıyorsun, 5 yıl oldu şu evden çıkmayalı, Yollar değişti, İnsanlardan kaldırımda adım atamıyorlarmış, (elindeki gazeteyi göstererek) ne var ne yok şu kağıt parçasından öğreniyoruz işte...

E: Sen bilirsin, sinema tiyatro desem ona da bir kulp bulacaksın hiç karıştırmayayım kös kös oturalım.

*

*

*

*

H: Eskidendi onlar muhterem, şimdi heryer insan, hem o olmadı heryer mahrem kaynıyor iki gözüm, birini görür Nazan'ıma (Halit'in rehmetli eşi) benziyor diye peşinden gitmeye korkarım... Hala ellerimle gömmesem öldüğüne inancım yok... 

Ne demişler "Sen git, cesedin gelsin! Yüreğime hüzün versin!" 

Aynı bu şiir gibi komşuya diye gitti, gidiş o gidiş.. Meğer komşuda gaz kaçağı varmış, o zamanlar şimdiki gibi doğalgaz neyim de yok tabii tüp kullanıyoruz, Komşu kadın çay demlemeye girmiş mutfağa burnu da koku almazmış rahmetlinin... Yak sen kibriti evin içini ateş almış, Nazan'ımda çıkamadı içerden komşu kadın da... Yusuf'um o zamanlar 15'indeydi 5 dakka önce sokağa çıkmış olmasa hayatım sönerdi muhterem.. sen de yanımdaydın işte o zaman biliyorsun herşeyi...

E: (derin bir nefes alır) Bilmez miyim Halit bey bilmez miyim? yanan ev bizimdi ya.

H: Evet öyleydi ya, boşver muhterem hatırlatma...

E: Ahh ah! Sonra senin Yusuf seni suçladıydı "annemi oraya bilerek gönderdin" diye. Yasemin'e (Ethem'in rahmetli eşi) o kadar söyledimdi bir gün kaza gelecek başımıza diye. "Birşey olmaz Ethem beyciğim" derdi. Ama oldu işte, Dayısı geldi aldı Yusuf'u hep doldurdular Öz dayısı ama ne hayır gelir "annenin katili babandır" denir mi? 15 yaşında çocuk ne bilsin... O gün bugündür aramadı işte, aramak istese aramaz mı gelmek istese gelmez mi?

(Halit sözünü keser)

Halit: Kurban olayım sus! Yeter bu kadar yaramızı deştiğimiz! Ha sizin ev ha bizim olan olmuş artık. Hüzünlendik gene, sorsam "soğan soydum" diyeceksin..

Ethem: Gözleri kan çanağı olan sensin asıl, ben seni şimdi eğlendiririm

(Radyoya doğru ilerler, tam açacakken Halit engeller)

H: Kapat muhterem açma, ne gereği var hüznümüzü de dağıtmanın, bırak bir derli toplu o kalsın, zaten yeterince dağınık etrafımızdakiler, düşündüklerimiz, ruhumuz herşey...

E: Haklısın da şimdi... neyse ya boşver!

H: Söyle söyle, neyimiz var birbirimizden saklı, neyimiz kaldı...

E: Şimdi diyorum ki, böyle kederlenip durmanın ne gereği var, 15 yıldır ne hayrını gördün üzülmenin hastalıktan başka? Şimdi nasıl olsa biliyoruz senin oğlanın telefonunu, arayıverelim, anlatalım herşeyi, o gün o yangına benim sebep olduğumu, ne kaybedersin ki bundan gayrı, hiç birşey...

H: Yoook yok istemem, yüzüme kapatmasından korkarım, katil diye bağırmasından... NaKHaR

Devamı Vaaarr Son bölüm bir hafta sonra