ÖYLE GİBİ
DEĞİLİM !
Çakın bir babanın ve tüm çapkınlıklarına rağmen, aradaki evlilik bağına güvenle, "ağacın kökleri benim toprağımda, dallarını nereye uzanırsa uzansın" diyen, tüm güçsüzlüğünü, acizliğini bu cümlenin ardına saklayan bir annenin evladıyım...
Çevremde, ben küçükken, birbirlerini aldatan, birbirlerine yalan söyleyen, ortalıkta bir diğernin eşine, sevgilisine göz koymuş, seks konusunda aç mı aç insanlar yoktu... yoktu derken vardı ama ben daha gözleri açılmamış kedi yavrusu gibi dünyayı sadece koklayarak ve dinleyerek anlayabiliyordum... büyüme hızıma oranla kendime kurduğum dünya da hızlıca kirlendi arka bahçemde yalnız bir iki ağaç gölgesi kaldı temiz... gerçekler yüzüme tokat gibi çarparken, isa gibi "diğer yanağımı çevirme" büyüklüğünü ne yazık ki gösteremedim... Nihayetinde o kadar büyük ve sonrasını düşünen bir insan olamadım ben..
Sinirlendiğimde kırıldığımda bunu o an belli ederim, ve sinirlenen kırılan birinin bunu o an belli etmesini isterim..çünkü bu insana özür dileme, hatayı hemen düzeltme gibi bir şans verir... Sinirini, üzüntüsünü, kırgınlığını daha sonra en adi biçimde kullanmak adına içine atan (benim tabirimle içten pazarlıklı) insanlardan kişilerden iğrenirim... çünkü bu insanın yaptığı hatayı düzeltme şansını kesinlikle vermez...
Kin beslemedim kimseye, kimseye karşı müthiş bir hayranlık duyup kendimi parçalamadım... kıskanmadım kimsenin cebindeki parayı, üstündeki urbayı, kafasındaki bilgiyi ve özümsediği kişiliğini... kıskançlığım "seven insan kıskanır" sözünden hareketle sadece sevgilimedir...
Kıskançlığı güvensizlik olarak algılamam, bir güvensizlik varsa o sevgiliye değil, sevgilinin iletişim halinde olduğu insanlara karşıdır... "ben sana güveniyorum, konuştuğun görüştüğün insanlara değil" yaklaşımını benimserim... hepimiz bir şekilde insanızdır ve hayatımızı düzenlemediğimiz sürece şeytana uymama gibi bir lükse sahip olamayız gibi gelir...
Ben bendim işte... çevrem ve çevremin etkisiyle ben de değiştim... ama o aynı çevre bendeki değişimin farkında olmadı... Daha önceki ben'le şimdiki ben arasında yeni ve sayısız ne kadar dağ kurmuşsam kurayım o küçük dağları kimse farketmedi... farkındayım diyenlerde lafta kaldı ne yazık ki...
Kategorize olmayı sevmem, ikinci bir insanla kıyaslanmayı asla kabul edemem... sen şuna göre daha iyi veya daha kötüsün diyemem kimseye... Cinsel kimliğimin, fiziki, akli ve kültürel özelliklerimin önüne geçmesinden nefret ederim...
Bir insanı değerlendirirken, ilk önce dış görünüşündeki, mimiklerinde ve jestlerindeki görünen ufak nüanslara bakarım... her insana ilk olarak tam puan veririm kendi adıma, daha sonra konuşmalar sohbetler, etkiler tepkiler sonrası verdiğim not ya yerinde kalır ya da düşer... Ben insanları bir zaman yaptıklarıyla değerlendirmem.. ve bu şekilde değerlendirilmek isterim...
Beni tanımadan tek bir özelliğimi iyi veya kötü olarak değerlendiren birine asla ve asla güvenemem... İnsanların vücut dili bana o kişiyle ilgili inanılmaz bilgiler verir, istemeden ve çabalamadan karakterini çözümleyebilirim... söylediği bir sözün ses tonuna yansıması, o sözü söylerken hareket mekanizmasının nasıl işlediği gibi nüanslar beni fazlasıyla o kişi hakkında bilgilendirir...
Üstün özelliklerin mucizelerin sadece ilahi kişiliklere değil herkese verildiğini düşünürüm... arkadaş, dost, akraba, hayatımdan birini çıkardı isem, o insan hakkında gelen sorulardan hoşlanmam, ve ardından gelen nezaketen aranır, hal hatır sorulur yaklaşmına tamamen karşıyımdır... giden gitmiş, biten bitmiştir artık... NaKHaR